KKTC ve devlet olabilmenin “ciddiyeti” – Halil Paşa

0
158

halilpasaDEVLETİN CİDDİYETİ…

Bir devletin ciddiyeti, hükmettiği ülkenin coğrafyasındaki siyasal rejiminin nasıl olduğundan çok, mevcut rejimi yönetebilme, düzeni sağlama yetisine bağlıdır. Bu nedenle ister otokratik veya diktatörlük olsun, isterse İslamcı ya da Krallık veyahut da “batılı demokratik” olsun… Ya da Kuzey Kıbrıs’taki Türk etnik kimliğiyle anılan Cumhuriyet (KKTC) diye zikrediliyor olsun. Devletin ciddiyeti, bir kez daha vurgulayalım, en genel anlamıyla mevcut düzeni sağlama yeteneklerine bağlıdır.

Peki bir devletin egemen olduğu siyasal coğrafyadaki düzeni sağlama yeteneklerinin olup olmadığını neye bakıp karar vereceğiz?

Birinci olarak devletin hükmettiği o siyasal coğrafyada yaşayan insanlarını yönetmek için oluşturduğu kurumlarına, en başta da bürokrasisinin çağdaşlığına bakacağız.

Kurumların çağdaşlığından neyi anlamalı?

Bunun için “modern hukukun” ne denli kullanıldığına göz atmalı…

Eğitimcisinden hukukçusundan tutun da, bürokrasideki müdüründen amirine, devletin yönetim kadrolarındaki memuruna kadar, siyasetçinin günümüz ihtiyaçlarına cevap verecek bir hukuku inşa etmesine ne denli yardımcı olduklarına ve uygulamada kullanıp kullanmadıklarına bakmalı hatta bunun ölçümü yapılmalı.

Sonra, bürokraside liyakat sisteminin çalışıp çalışmadığına ele almak gerekiyor. Bunun için de en tepedeki müdüründen en alt basamaktaki işçisine ve memuruna kadar, toplumsal yaşamın idame edilmesi için üretilen hizmetlerden elde edilen toplumsal fayda ile devlete binen maliyet vb. ekonomik analiz teknikleri kullanılarak çalışanların performanslarını, hizmetteki verimliliklerine göre değerlendirecek organların var olup olmadığına…

Devlete işi düşen vatandaşların, aldıkları hizmetlerin karşılığındaki memnuniyet dereceleri, şikayetleri izleniyor mu?

Devlet adına iş gören işçiler, memurlar, yöneticiler andaki iş disiplinine uyuyor mu?

Devletin vatandaşları uysun diye çıkardığı yasalara, ülkeyi yöneten devlet kurumları ne sıklıkta başvuruyor?

Ya vatandaş devletin çıkardığı yasaları, andaki hukuk kurallarını, kendi yaşamında ne denli ciddiye alıp bunlara uyuyor?

Son tahlilde devlet de vatandaşı tarafından ne kadar ciddiye alınıyor?

Bu son soru, “vatandaşın devletini ne denli ciddiye aldığı” da, sanırım işin püf noktasıdır. Devletin ciddiye alınmasında belki de en önemli faktördür. Çünkü hem mevcut düzendeki en büyük nüfusu, hem de devletin var oluşunun en büyük gerekçesini temsil ederler.

Öte yandan Kuzey Kıbrıs’ta çok yakından biliyoruz ki; içinde yaşayan cemaat, vatandaş, yabancı, azınlık, velhasıl ne denli kozmopolit olurla olsunlar… Bir bütün olarak insanlar… Ne kadar “mektep mederese görmüş ya da görmemiş” olurlarsa olsunlar…  Kendi çıkarlarını tehdit eder bir hale vardığında, pek çok siyasi entelektüeli, sosyal konuların uzman pek çok akademisyeni şaşırtacak kadar “bilinçli” davranışlar ortaya koyarlar.

Kendilerini yönetmekte olan devletin kurumlarını “ciddiye almamaya”, bu kurumları salt bencil, kısa vadeli çıkarları doğrultusunda kullanmaya, siyasetçileri de yöneticilerini aynı yönde davranacak şekilde köşeye sıkıştırmaya ve hukuk kurallarını bir yana bırakmaya zorlarlar.

Bu andan itibaren devlet, artık geri dönüşü çok zor bir biçimde hızla erozyona uğramaya ve ciddiyetini kaybetmeye başlamış demektir….

GÜNÜMÜZÜN CİDDİ DEVLETİ

Bu nedenle vatandaşın devletini ne denli ciddiye aldığı olayın belki de en önemli veçhesidir.

Uzun lafın kısası günümüz kapitalist dünyasının modern devleti, coğrafi sınırları çizilmiş belli bir mekanda yaşayan insan topluluklarını çekip çevirmekle, ekonomisinden ticaretine, ulaşımından iletişimine, emniyetinden adaletine, yaşamın hemen her alanından sorumlu, hizmet götürmek veya düzenlemekle malul ve tüm bunları da belirli bir hukuk disiplini içerisinde icra etmekle mükelleftir. Bunları yapınca vatandaşı da refahından fazla şikayetçi olmadığı sürece ortada vatandaşı tarafından ciddiye alınmış bir devlet var demek midir?

Sanırım günümüzün “ciddi devleti” aşağı yukarı böyle bir şeydir…

DEVLET TARAFSIZ DEĞİLDİR

Peki ya devletin vatandaşları arasında eşit ve adil oluşu ile buna bağlı olarak tarafsızlığı nasıl olacak?

Kapitalist sistemin hakim olduğu dünyamızda bugün için vatandaşlarına eşit-adil ve tarafsız davranacak bir devlet söz konusu değildir.

Yani kapitalist modern demokrasinin öncülüğünü yapan ve vatandaşlarına karşı,demokratik ve hukuk devleti olmalarını, “tarafsız” olmakmış gibi sunmaya çalışan AB üyesi ve diğer varsıl batılı devletler de dahil, kendi vatandaşlarının “tarafsız hizmetkarları” olmanın aksine, genel olarak, yoksullar ile varsılların arasında son tahlilde ikincisinin yanında yer alır günümüz modern devleti.

Ancak tarafsız olmadığı için vatandaşına karşı eşit ve adil de olamayan devlet, günümüz dünyasında araya hukuku da koysa bu iki konunun üstesinden gelecek ciddi işler başaramaz.

KAPİTALİZMİN OLUMSUZLUĞUNA RAĞMEN “CİDDİ DEVLET”

Kapitalizmde, her ulus devletin kendi içerisinde, siyasal rejimleri ister diktatörlük olsun, ister modern demokrasi, siyasal algıda “ciddi devlet” diye bir şey vardır.

Vatandaşı devlete ihtiyaç duyar ve kendi yaşamındaki kaçınılmazlığını düşünür. Başka türlü olamayacağı için mevcut siyasal örgütlenmeye “gönüllü” olarak tabi olur.

Öte yandan “ciddi devlet”in içeride ne denli ciddi olduğu ulus dışı bağlantılarıyla da yakından ilgilidir.

BM ve IMF gibi uluslararası, AB gibi ulusüstü ve pek çok bölgesel paktlara katılımlar… Diğer ülkelerle yapılan bağlayıcı antlaşmalar… Modern devletin kendi siyasal coğrafyasının dışındaki bu siyasal, ekonomik ve ticari ilişkileri de ona olumlu ya da olumsuz bir ün kazandırır. Vatandaşı da hem içeride kendi yaşamında, hem de yaşadığı toprakların sınırları dışında kendi devletinin hal-i pür melaline bakar. Kafasında oluşan algıya gör devletine bir ciddiyet atfeder.

Kafasında oluşan devlet algısı ne denli ciddi olursa, vatandaşı da devletini o kadar çok ciddiye alır.

Yani vatandaşı, devletinin üretme ve yönetme kabiliyetinin ne denli faydasına olduğunu düşünürse (ya da algılarsa), devletin mevcut hukuk kurallarının ne kadar arkasında durduğunu fark ederse, hem devletini, hem de mevcut hukuk kurallarını o denli ciddiye alır ve uyar.

Buraya kadar, en çok yer bulduğu az gelişmiş ya da daha kibar adıyla gelişmekte olan ülkeler ile batılı-varsıl devletler nezdinde ciddi devlet nasıl olur ona bir göz attık…

Peki ya KKTC? İçinde yaşadığımız bu coğrafyanın en üstteki örgütlenmesini ne kadar ciddi olduğunu düşünüyoruz? Vatandaşın KKTC algısı nedir?

KKTC NE KADAR CİDDİ?

Gelecek makalemizin konu başlığı sanırım bu olacak…

Yani yılda görüşmek dileğiyle…

 

Yorumunuzu ekleyin

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.