Çözüm İçin “Godot”unu Bekleyen Kıbrıslılar (4) – Halil Paşa

0
129

halilpasaSOLCULAR AKINCIYA NEDEN OY VERDİLER?

“Sol örgüt ve kişilerin, seçimlerde Akıncı’ya oy verme gerekçelerinden birisi de; Kıbrıs sorununda olası bir çözümün, adanın kuzeyindeki mevcut statükonun devamından, hem Kıbrıslıtürkler ve hem de Kıbrıslırumlar için çok daha hayırlı olacağına ilişkin düşünceleriydi…

KKTC’yi ekonomik olarak kalkındırsın ve sosyal olarak geliştirsin ve böylece daha güçlü bir KKTC yaratsın diye değil; kırk küsur yıldır süren bu belirsizlik ve bıkkınlık kalksın diye ona oy verdiler. Kuzey Kıbrıs coğrafyasında KKTC ile kökleşen siyasal statükoyu kaldırsın diye, Kıbrıs Sorununda öncellerinden farklı bir şeyler yapabilir umuduyla verdiler oylarını Akıncı’ya.

Diğer faktörlerin yanı sıra, üç aşağı beş yukarı bu gaileler ve ümitlerle gitti kendisine “solcuyum” diyen insanlar Akıncı için sandık başına. Aslında ona oy veren sağcıların bir kısmı da benzer düşünceler içerisindeydiler ya…

Bu arada lazım olduğu için bir daha hatırlatmak gerekiyor ki; Akıncı’nın seçildiği makam, hükümet etmek, yani icraatın başı olmakla ilgili bir görev ve sorumluluğu değil, Kıbrıs sorununu müzakere edecek “en yetkili” siyasal merciyi ifade eder.

Yoksa Dentaş’tan sonra Talat ve Eroğlunun da her askeri törende dillendirdiği, “çözümden önce güçlü KKTC” söylemi, hem kendisinin görev ve yetki sınırlarını aşar ve hem de ileride tartışacağımız gibi, geleneksel Kıbrıs Türk Liderliğinin çözüme ve barışa değil ama statükoya ve ayrılığa ve de son tahlilde Taksim tezine kapıyı aralamaktan öte bir işe yaramaz.

Yine de “en iyi niyetli bir yorumla” öncelleri gibi Akıncı’nın da bu söylemi, milliyetçiliğe yönelik siyasi ajitasyonla maluldür ve sonuçta havada kalmaya mahkumdur.

GİTSİN ÇÖZÜM, GELSİN “GÜÇLÜ KKTC”!…

“En iyi niyetli bir yorumla”, “çözümden önce güçlü KKTC” nasıl salt bir ajitasyondan ibaret ve içi boş bir söylemdir bu olayı mevcut yaşamdan ve okurun da bizzat her gün şahit olduğu örneklemelerle izaha girişelim.

Örneğin sol görüşlü örgüt ve kişiler, KKTC’de ana yolların günlerce trafiğe kapatılarak askeri prova ve tören hazırlıkları yapılması ve kutlanmasını yıllardır eleştirip dururlar. Daha geçtiğimiz günlerde Türkiye’de, bırakın yolları kapatmayı, törenlerde savaş araçlarıyla askeri resmi geçit töreni yapılmasından da vazgeçildi.

Biz hala milliyetçilikten mütevellit oy kaybeder miyiz korkusu içerisinde AKP’nin bile gerisinden gidiyoruz. Bu nedenle hem Akıncı’nın, hem de Kalyoncunun böyle bir şeyi akıl edemeyişini (hiç olmazsa gelecek törenleri için bir açıklama falan yapılabilirdi-hp) nasıl açıklamalıyız?

“Yoksa diğer pek çok konuda olduğu gibi bu konuda da mı KKTC “siyasi erki” tek başına karar veremiyor?” diyeceğiz.

Neyse ki artık AKP Türkiye’deki törenlerde bu militarist görüntüyü ortadan kaldırma kararı aldığına göre, bundan sonrası için biz Kıbrıslıtürkler de ümitlenebilir miyiz? Belki…

Ama konu sadece bu da değil. Asıl olan Akıncı’nın 15 Kasım törenlerindeki konuşmasında “güçlü KKTC” yaratma arzusuna vurgu yaparak, bundan önce gerçekleşecek, olası hızlı bir çözümün çok da sağlıklı olmayacağını ima etmesidir.

O zaman Akıncı ile öncellerinin bıraktığı yerden, “gitsin çözüm, gelsin güçlü KKTC” martavalına mı evriliyoruz? diye insanın aklına bir kuşku gelip konuyor.

“ÇÖZÜM İÇİN GÜÇLÜ BİR KKTC”

Önceli Kıbrıs Türk Liderleri gibi Akıncı’nın da KKTC’nin 15.yılı nedeniyle düzenlenen askeri tören ve kutlamalarda öne çıkardığı “çözüm için güçlü KKTC” yaratılmasıyla ilgili mesajı “en iyi niyetle” başka nasıl okunmalı?

Bir sır değil. “Ayakları üzerinde duran, kendi kendine yeten bir KKTC devleti” sayın Akıncı’nın siyasi tahayyüllerinden.

Denktaş ve Eroğlunun söyleminde “anavatan”, Talat’ın deyişinde “atavatan” Akıncı’nınkinde de “anavatandan kardeşvatan’a” terfi ettirilmesi istenen Türkiye’nin, yine o Türkiye’den alınacak, ekonomik, sosyal, askeri güce Sünniliğin iman gücü de eklenecek bir güçlü devlet?

Planı projesi olan varsa buyursun açıklasın. UBP-CTP-DP-TKP… Denktaş, Eroğlu, Talat ve Akıncı tümü de kırk küsur yıldır bu partilere hem kuruculuk ve liderlik, hem de Başbakanlıktan türlü bakanlıklara hükümetlerde yer almış zat-ı muhteremler…

Bu somut şartlarda ve yakın siyasi geçmişi de unutmadan, sn. Akıncı’nın öncelleri gibi sağlıklı bir çözümün, “KKTC’nin, üstelik de çözüm öncesinde güçlendirilmesiyle başarılacağını söylemesini AKP’nin Kıbrıs politikasına teslimiyettir” diye yorumlarsak neden bu “en kötü niyetle yapılmış” ve üstelik de onun söyleminde “lafazanca” yapılmış bir eleştiri olsun ki?

Sn. Akıncı bilmiyor mu bu KKTC’nin hangi gerekçeyle ve hangi şartlarda kurulmuş olduğunu?

“Hafıza nisyanla maluldür”. Muhtemel unutulmaya karşı kısaca hatırlatalım.

KKTC ilanından hemen önce; 12 Eylül cuntacı generalleri, herkesin malumu olduğu üzere Denktaş beyi çok seviyorlardı. İki kez seçilen Denktaş artık Cumhurbaşkanı seçilemeyecekti. Ve başta Kenan Evren olmak üzere (Annan Planı döneminde canlı yayına bağlandığı CNN’de açıkça itiraf etmiş olduğu gibi-hp) 12 Eylül’ün faşist-darbeci generalleri, o yıllarda Denktaş beyin bir küçük ricasını kırmamışlardı. Yasalar elvermediği halde yeniden cemmat lideri seçilmek istiyordu Denktaş bey.

Onun için ayrı bir devlet, ayrı bir anayasa ile olaya 12 Eylül Kıbrıs’a da müdahale etti. TKP ve CTP’nin, ayrı devlet ilanın federasyondan uzaklaşmak ve Taksimi yani statükoyu kalıcılaştırmak olduğu yolundaki siyasi uyarılarına kulak tıkanmakla da kalınmadı. Dönemin TC Elçisi ve TC Dışişleri Bakanı ayrı devleti ilanı düşüncesine karşı çıkan bu partileri ve vekillerini aleni tehdit etti. Denktaş saraya çağırdı ve ayrı devlet ilanına karşı çıkacak olanların mecliste yeri olmayacağını söyledi. Zaten 12 Eylül’ün darbeci generalleri de işin içinde olunca, TKP parti meclisi kararı bile alamdı. CTP de güya bir oy farkla olaya onay verdi.

KKTC ilanı sonrasında, Denktaş’ın bu partilerin içerisinde harekete geçirdiği hücrelerini (çoğu Akıncı’nın mensubu olduğu partideydi-hp) falan burada uzun uzun anlatmayacağım. Ne de ayrı devlet ilanıyla, dünyada tek bir devletin dahi ciddiye almadığı KKTC’ni ve ardı arkası kesilmeyen ambargoları. O gündür bugündür KKTC hala tanınacak. Ve o gün bugündür Denktaş ve Eroğlu’nun milli dava partileri UBP-DP seçim nutuklarında KKTC’yi sonsuza kadar yaşatacakları hayalleriyle coşarken, CTP-TKP ve bu partilerden çıkan cemaat liderleri de onların arkasından mı savruluyor?

Bu iki “sol” parti, KKTC’ye sağdan daha çok kendileri sahip çıkıp yönetecekler diye onlarala yarışa mı giriyor?

KKTC ÇÖZÜMÜN PARÇASI MIDIR YOKSA STATÜKONUN KENDİSİ MİDİR?

Halbuki KKTC kurulalı beri Türkiye’ye daha çok bağlandı ve mevcut statükonun da yönetici en üst organı oldu. Ve statükosundan kurtul(a)madıkça da, kendi ayakları üzerinde duran, BM ve uluslararası kuruluşlarda tanınan bir devlet olabileceği değil, ol(a)mayacağını gösterdi.

Akıncı, Kuzeyde güçlenerek, bölünmüş adanın Güney yarısındaki “rakibi” karşısına, daha güçlü ve mevcuduna (Kıbrıs Cumhuriyeti-hp) alternatif ikinci bir devleti (KKTC-hp)güçlendirince, Kıbrıslı Rumlar da “aman madem öyle ada bölünüyor öyleyse anlaşalım” mı diyecek?

Ayrıca bu KKTC devleti Akıncı’nın özleminde dillendirdiği üzere; kendi kendine yeten ekonomisi ve bağımsız siyasetiyle kendi ayakları üzerinde, ne zaman ve nasıl durur hale getirilecek?

Otuz küsur yıldır değil ayakları, dizleri üzerinde bile durmaktan aciz, trafikte vatandaşını koruyamayan, üret(e)meyen, pek yakında suyu, iletişim ve haberleşmesi ve de elektriğine bile hükmedemeyecek bu KKTC, ne kadar zamanda kendi ayakları üzerinde duracak hale gelir dersiniz?

Pek çok vatandaşının cebinde Kıbrıs Cumhuriyeti pasaportu taşıdığı, dahası pek çok zaman kendi vatandaşı tarafından bile zaman zaman T’ye alınan bir KKTC ne zaman kendine yetebilecek duruma gelecek?

“En iyi niyetle ‘güçlü KKTC’ uzun vadeli, yani stratejik bir hedef.

O zaman da Kıbrıs Sorununu aceleye getirmeden müzakerelere devam etmenin bir sakıncası yok!.

Zaten elli yıldır görüşülüyor. Ne olmuş yani dört-beş yıl da sn. Akıncı görüşse?

Eh, AKP kurmayları için, RTE’nin Annan Planı döneminde, daha çok Kıbrıslırumların referandumundaki “hayır”ına odaklanmış ve “daima karşı taraftan bir adım önde olmak” mottosunu da eklersek. Böylece çözümsüzlüğün RTE’nin düşüncesindeki ve dolayısıyla AKP’li kurmayların Kıbrıs’ın Türkiye Dış Politikasındaki azami çıkarları sağlanıncaya ve garanti alınıncaya kadar, dün olduğu gibi bugün de Kıbrıs Sorunu “milli dava” olarak kalmaya devam eder gider…

Gidişat şu ki, zaman statükoyu, adada ayrı yaşamları, Taksim’i, adanın Kuzeyinin Türkiye’nin bir vilayeti haline gelmesini kalıcılaşıyor…

Kıbrıs sorununun çözümüne gelince…

Bugün için küçük çıkarlarıyla birbirine kenetlenmiş seçmenimizin fedakarlığa katlanmadan günü kurtarmayı, seçileninin de makamın devamı için sorunun çözümünde “bulanık suda balık avlamayı” uygun gördükleri bir süreçten geçiyoruz…

“GODOT GELİYOR GODOT”!.. E, İNŞALLAH…

“Belki de hiç umulmayan bir anda Godot ortaya çıkar ve bu işi çözer” modundayız…

Aslında Godot hikayedeki kadar da soyut değil… İşte başta Türkiye olmak üzere biraz ABD ve İngiltere ve hade ordusuz ama mali açıdan cazibe merkezi olan AB’yi de katalım…

Kim bilir? Belki de Akıncı’nın Godot’un teşrif edeceği bir anda lider seçilmiş olma şansını yakalamasını da dileyebiliriz…

Bugünlerde Türkiye’den sonra bizim de siyasal jargonumuzda sıklıkla boy göstermeye başlayan “inşallah” diyerek bitirelim bu yazı dizimiz de…

Yorumunuzu ekleyin

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.