Dünyayı ve insanları sosyalist yaşam biçimleri kurtaracak – Halil Paşa

0
143

halilpasaHalil Paşa’nın Havadis Gazetesi eki Poli Dergisinde yayınlanan yazısı

Ülkelerin Kapitalist gelişmişlik ve içinde yaşayan insanlarının da refah düzeylerini belirleyen istatistiklerde “yoksulluk” ve “zenginlik” halleri belirlenirken para, taşınmaz mal, tüketim miktarları gibi maddi kriterler daima ön sırada yer alır.

Kapitalist dünyamızda, gerek üniversitelerde okutulan Neo-Klasik ağırlıklı ekonomi derslerinde, gerekse ulus-devlet ve uluslararası istatistiklerde, hep maddi servete dair kriterler listenin başında yer alır.

Bir yönüyle insanın mutluluk derecelerini ölçmeye yarayan bu kriterler genel olarak gelişmiş kapitalist yaşam tarzına özgü kriterlerdir. Dolayısıyla örneğin Milli Gelir ve dolayıyla da kişi başına düşen gelir hesaplamasında göreli olarak düşük gelir gurubuna dahil bir ülkeyseniz, ekonomistleriniz, medyadaki köşe yazarlarınız, politik kulvarda muhalif siyasal parti ve örgütleriniz hemen seslerini yükseltirler. Amerika, Japonya ve Kuzey Avrupa’nın varsıl ülkelerindeki örneğin kişi başına düşen gelir ve tüketimlerinden ne kadar geriye düşüldüğünü karşılaştırmalı rakamlara başvurarak, daha az varsıl ve daha az tüketenlerin mutsuzluğunu rakamların düşüklüğü ile açıklamaya girişirler.

ABD’de kişi başına düşen cep telefonu, elektik tüketimi rakamları ya da Almanya’da hane başına düşen araba sayısı ile karşılaştırarak ne kadar daha az mutlu olduklarını açıklamaya çalışırlar.

Sol, sosyalist parti, örgüt ve kişiler de genellikle bu ekonomik karşılaştırmalara başvurarak, muhafazakar, liberal, dinci, ırkçı her neyse rejimin ürünü ve devamı için çalışan siyasal muarızlarının başarısızlıklarını çoğu zaman bu tür rakamlara başvurarak eleştirmeye çalışırlar?

Gelişmekte olan ülkeler için, örneğin yanı başımızdaki Türkiye ele alındığında ekonomik refah reçetelerinden birisi de, ülkeye dışarıdan kaynak akması, bunun için de dışarıdan gelecek yatırımcı ve yatırımlarına karlı alanlar açılması değil midir?

Karlılık!..

Kar, daha çok kar. Daha çok sermaye ve onun da daha karlı yatırımlara yönelmesi…

Bunun sonucunda, kapitalizmin kendi yasasının, adına “piyasa mekanizması” denen ve de her şart ve şurt altında insanların tükettikleri kadarına değil, yatırımcıların karlılıklarına göre düzenleniş bir üretim, tüketim, gelir dağılımının yaşama hakim olması…

Piyasa mekanizmasında maliyeti artırdığı için üretimde dikkate alınmayan çevreyi tahrip etmeye, maliyeti azalttığı için de ihtiyaç fazlası bir üretime ve nihayet insanları başını döndürecek şekilde reklamlarla tüketim çılgınlığına sürükleyecek bir yaşam tarzı!

Günümüzde “tüketim çılgınlığı” kapitalist yaşam tarzının bir sonucu değil midir?

“Piyasa Mekanizması”nın baskısı altındaki üretimden mütevellit (gaz salınımı vb.-hp) atmosferdeki ozon tabakası giderek genişleyen, betonlaşan kentlerini çevreleyen ormanları ve kent içindeki yeşil alanları daha bir tahrip olan (İstanbul Gezi eylemi yalnızca bu yönüyle bile sol çıkışı ifade eder-hp) oksijeni azalmış ülkelerde kişi başına gelir artmış ne fayda?

Sosyalizm, sosyalist düşünce, zaferini ve yenilgisini sığdırdığı 20.yüzyılda yaşam tarzlarının çok farklı bir şekilde seyrettiği 21. Yüzyılda şimdi yeni arayışlar içerisinde.

Dünya değişti. Yaşam tarzları değişti.

Sosyalizm, elbette eskiden olduğu gibi özel mülkiyetin kutsanmasına, üretim ilişkilerindeki artık-değer sömürüsünden kaynaklı eşitsizlik ve adaletsizliğe karşıdır. Savaşların kaynağı olan Pazar ve emperyal nüfuz rekabetinden, ırkçılık, milliyetçilik ve her türlü ayırımcılıktan kaynaklı silahlanmaya, militarizme ve savaşlara karşı olmak gibi temel ilkeleri değişmemiştir.

Ancak 21. Yüzyıl, bir önceki yüzyıldan çok farklıdır.

Belki 20. Yüzyılın başında pek çok ülkede zaferini ilan eden Sosyalizm, aynı yüzyılın sonunda o ülkelerde kurduğu rejimler, yaşam tarzları çökmüş, ilga olmuştur.

Öte yandan Dünyamızın pek çok ülkesinde, kapitalist üretim ve yaşam tarzları da önemli değişimler geçirmiştir.

Demek istediğim Sosyalizm kendi yolunu değişen dünyaya, 20 yüzyıldan çok farklı bir dünyaya göre yeniden açmakla karşı karşıyadır. Geçmişin düşüncesine çakılı kalmış, yeni düşünce ve eylemlere kapalı, statik, 21. Yüzyılın yaşamında karşılığı olmayan dogmatik bir sosyalizm ile bir yere varmak elbette mümkün değildir.

Bunun ilk örnekleri Latin Amerika ülkelerinden geliyor.

Bu yazının da, 21. Yüzyılın ilk on yılında ortaya çıkan, sosyalizme dair yeni fikirler ve söylemlerle ilgili olduğunu belirtip şimdi torbamızda olanları tartışmaya başlayabiliriz.

…………………………………………………… 

Siz hiç yoksulluğun ve zenginliğin Uruguay devlet başkanınki gibi bir tanımını duydunuz mu?

Dünyanın en yoksul devlet başkanı ünvanıyla anılan Uruguay’lı Jose Mujica’nın bu konudaki düşüncelerini aktarmazdan önce, onun 1960’larda Küba Devrimi’nden ilham alan Tupamaros gerillalarının bir üyesi olduğunu, 1972’yılında bir polisi öldürmek zannıyla aranırken, 1973’teki askeri darbede tutuklanarak 15 yıl süren hapisliğinde türlü işkencelere maruz kaldığını belirtmiş olalım.

Beş yıldır Uruguay devlet başkanlığı yapan Mujica siyasi yelpazenin solunda, gençliğinden itibaren sahip olduğu sosyalist görüşlerini de, devlet başkanlığında da sürdürüyor.

Şimdi gelelim onun yoksulluk tanımına.

Şöyle diyor Mujica:

“En yoksul devlet başkanı olarak anılıyorum ama kendimi yoksul hissetmiyorum. Yoksul insanlar sadece pahalı bir hayat tarzına sahip olmayı sürdürmek adına çalışan insanlardır ve her zaman daha fazlasını, daha fazlasını isterler.”

Ve “daha çok tüketmek” isteğinin yoksulluğuna ana kaynağı olduğundan yakınarak şu ilginç benzetmelerle sürdürüyor konuya dair siyasi düşüncelerini…

“Eski ruhani tanrımızı kendi ellerimizle kurban ettik ve artık market tanrının tapınağındayız. Bu yeni tanrı; ekonomimizi, politikamızı, alışkanlıklarımızı, yaşamlarımızı düzenliyor ve bizlere faiz oranları ve kredi kartları ile mutluluğun yeni adresini veriyor. Öyle anlaşılıyor ki bizler, yalnız tüketme için yaratılıyoruz ve artık tüketemediğimiz zaman derin hayal kırıklığına uğrayarak kendimizi yok ediyoruz.”

Uruguay devlet başkanı, daha çok tüketmek için servet sahibi olmayı sadece bir yoksulluk değil aynı zamanda “kölelik” olarak da görüyor. Kölelik, daha çok tüketebilmek amacıyla daha çok varsıl olmak hırsıyla daha çok çalışmaksa eğer, özgürlük (zenginliğin sosyalistçesi-hp) nasıl bir şey?

Jose Mujica onun tanımını da bulmuş.

İnsanın kendisine ayırdığı zamanı “özgürlük” ile ilişkilendirmiş…

Nitekim şöyle demiş.

”Bana fakir denmesi yanlış, ben tutumlu bir insanım. Asıl fakirler sürekli yaşamdan talepleri olan ve elde ettikleriyle yetinmeyen insanlardır. Ben elimde hafif bir bavulla dolaşıyorum. Bu bana istediğim yaşamı sürdürmek için yeterli zamanı veriyor. Asıl özgürlük yaşamak için kazandığın zamandır.”Bir da__._,_.___

Son cümleyi bir daha yazmış olayım.

“Asıl özgürlük yaşamak için kazandığın zamandır.”

…………………………………………………………….

Geçtiğimiz hafta ODTÜ’lü bir arkadaşımdan facebook’da yayınladığı bir ölüm haberiyle karşılaştım.

“Fatsa Devrimci Yol davasında idama mahkum edilen ve iki kez askeri cezaevinden firar etmeyi başaran Adnan Keskin, sürgün olarak yaşadığı Almanya’nın Köln şehrinde bu sabah kalp krizi sonucu genç yaşta aramızdan ayrıldı” diye yazıyordu.

Ceza zamanaşımı süresinin dolacağı 2017 yılını iple çekiyordu. Ülkesine dönüp doğup-büyüdüğü Artvin yaylalarında geçirmek istiyordu hayatının geriye kalan kısmını.

Bu yazımı yazarken eski yoldaşlarından gelen bir haberde, vasiyeti gereği, Artvin’e bağlı Şavşat’ta bir yaylaya gömüleceğini öğrendim.

Şimdi ne alakası var yazdıklarımla diyeceksiniz?

Anlatayım.

Latin Amerika ülkelerinin pek çoğu 1960 ve 70’lerin kanlı iç savaşlarını çoktan çözmüş. Askeri darbecilerini ve işkencecilerini olabildiğince yargılamış, solcularına sivil siyasi hayatın önünü açmış. Nikaragua, Uruguay, Bolivya ve Venezüela gibi pek çok ülkede 60’lı-70’li yılların pek çok silahlı gizli örgüt ve gerillası, seçimlere katılarak parlamentoya ve hatta ülke liderliğine kadar yükselmiş.

Az önce Sosyalizme yeni fikirleriyle katkı yapan bir zamanların Tupamaro gerillası, şimdinin Uruguay devlet başkanı yalnızca Jose Mujica mı?

Bolivya’da “Sosyalizme Doğru Hareket” örgütü lideri Kızılderi asıllı Eva Morales, ilk turdan kazandığı devlet başkanı seçimlerinde, 2006’dan beridir Bolivya’nin devlet başkanı. Morales seçilir seçilmez 1 Mayıs 2006 tarihinde ilk çıkışını yaparak ülkedeki yabancı şirketlerin kontrolü altındaki doğal gaz ve petrolü devletleştirmiş. Bu günlerde orman, maden ve diğer doğal kaynakları devletleştirmekle meşgul.

Günümüz Nikaragua’sında iktidar partisi olan Sandinist hareketinin uzak geçmişinde, 1927’de ülkeyi gericilerle birlikte işgale kalkışan ABD deniz piyadelerine karşı savaşmak, yakın geçmişinde ise (1979) Somoza’nın militarist diktatörlüğünü devirmekle malul sosyalist düşünce ve eylemlilik var.

Avrupa’da sol partilerin liderleri, bakanları ve AB parlamentosunun pek çok koltuğunu işgal eden ve bugünlerde artık emekli olmaya hazırlanan siyasilerinin pek çoğunun meşrepleri de 60 ve 70’li yılların sol, sosyalist ve vakt-i zamanında rejimlerine karşı başkaldıran, devletlerinin askeri-gerici şiddetlerine karşı silaha sarılan devrimcilerinden (ilk aklıma gelenler Daniel Con Bendit, Regis Debray vb…) oluşuyor.

Türkiye’ye gelince.

Denizleri astı. Onları idamdan kurtarmak isteyen Mahir ve arkadaşlarını, kıstırdığı küçük bir köy evinde canlı ele geçirebileceği halde bir ordu askerle delik deşik etti. Yetmedi aradan daha on yıl geçmeden, geriye kalanları, yeni katılan gençleri 12 Eylül 1980’de ırza geçmek, elektrik vermek dahil en vahşi işkence metotlarıyla sakatladı ya da faili meçhullerde ölüme havale etti. Erdal Eren gibi daha 18’inde olup olmadığı tartışma konusu olan çocuğunu, üstelik de suçu ispat edilmediği halde asmaktan çekinmedi.

Ne yazık ki bugün artık 60 yaşına varmış ya da varmak üzere olan Kıbrıslıtürk solunun ikinci ve üçüncü kuşaklarının meşrebi de işte bu yukarıda alıntıladığım 68 ve 78 Türkiye solunun kısa tarihine kadar uzanıyor.

Demek istediğim şu ki; Kıbrıslıtürk solu da Türkiye solu gibi, ne yazık ki askeri darbelerin gölgesi ve işbirlikçilerinin baskısı altında kaldı. Bazen bizzat devletin resmi ağızlarının, özellikle de törenlerde, “Rumcu” “hain” nutuklarının anında radyo, televizyon ve gazetelere manşet olan tehditleri ve aşağılamalarıyla karşılaştılar. Üniversite mezunlarına iş verilmeyerek, onları kendi cemaatlarından izole etmeye, göçe, olmadı “dönekliğe” ya da ortama uyum “sağlamaya” zorladılar.

Belki Türkiye solu kadar ezilmedi Kıbrıslıtürk solu.

Yoldaş Adnan Keskin gibi (Birinci Kuşak Kıbrıstürk solu hariç-hp) kendi vatanına ancak ölüsü gelecek kadar baskı görmedi Kıbrıslıtürk solu.

Ama Avrupa’daki gibi de özgür bir seyir izleyemedi. Latinlerdeki gibi de radikal bir geçmişi de olmadığı için güdük kaldı.

…………………………………………………………….

Şimdi yeniden Uruguay devlet başkanı Jose Mujica’ya dönüp, düşüncelerine kulak verelim…

“Zengin ülkelerin kalkınma ve tüketim modelini mi istiyoruz? Şimdi size soruyorum: Eğer Hintliler Almanların hane başına sahip olduğuyla aynı oranda otomobile sahip olsaydı, bu gezegene ne olurdu? Bu aşırı tüketim seviyesi gezegenimize zarar veriyor.”

Mujica, dünya liderlerinin çoğunu, büyümeye tüketimle ulaşılabileceğine inanma körlüğü içinde olmakla suçluyor ve bu anlayışın dünyanın sonunu getirebileceğini vurgu yapıyor

Yaşam tarzı, görüşleri, icraatları nedeniyle kamuoyunun desteğinin azalsa da o bundan dolayı üzülüp hırslanmıyor. Çünkü ne de olsa Uruguay yasalarına göre, 2014 yılında yeniden Devlet Başkanı seçilme hakkı yok. Ayrıca 77 yaşında ve yaşamının son yıllarında artık emekliye ayrılıp politikadan elini ayağını çekmek istiyor.

Ayrıca Uruguay Kongresi kürtajı serbest bırakan bir yasayı kabul edince Mujica bunu veto etmedi.

Dahası, “esrar kullanımı en büyük endişe kaynağı değil, asıl problem uyuşturucu ticareti” diyerek esrar tüketiminin yasal olmasını bile savundu.

…………………………………………………………..

Yeni sosyalizmin galiba ne ülkelerin refahı gibi bir hedefi olacak, ne de refahın ölçüsü kişi ya da hane başına düşen parasal kazanç, hane sayısına düşen araç, tüketilen dayanıklı dayanıksız emtia!…

Ya ne olacak ? Sanrım insanların mutluluğu önde gelecek….

Çünkü Dünyayı ve içinde yaşayan canlıları kapitalizmin tahribatından ancak ve ancak sosyalizm kurtaracak.

Yorumunuzu ekleyin

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.