2012 – Murat Kanatlı

85

Klasik olduğu üzere yılın son yazısı hep geriye doğru değerlendirmeler yapılır…
Ne oldu, nasıl oldu tartışmasıdır bu ama ayni zamanda bir yıllık muhasebedir, geleceğe dair öğrenmeler için…
Bu yazının da böylesi bir çerçevesi var…
2011’e aslında Arap Baharı Kıbrıs’a mı ulaştı diye sorulası bir hızda başlanmıştı, 28 Ocak’ta İnönü Meydanı dolmuştu, sonra… Sonrası malum…
19 Temmuz ise tam bir turnusol kağıdı oldu… Kim nerde durur, kim nereye kadar direnir…
19 Temmuz bir milat, dönüm noktası oldu, ondan sonra hiçbir şey aynı olmadı…
Pankart taşıma diye bir suç icat edildi! 2010’un son aylarında istisnai başlayan bu yeni ‘suç’ bir anda herkesin ‘doğal’ kabulüne girdi…
Polis kendince ‘suç’ (!) saydığı pankartları toplamaya başladı, bazı sendikalar kendilerince ‘suç’ saydıkları pankartların alana girişini engellemeye çalıştı…
Bazı medya kuruluşları ise kendilerince ‘suç’ saydıkları pankartları yaptıkları yayınlarla ya cezalandırdılar, ya da cezalandırılması için zemin hazırladılar, çağrılar yaptılar…
Bu pankart işinde ilk ‘suç olma fiili’ YKP’nin ‘isyanımız işgale’ pankartına kesildi, Mayıs 2010’dan beri tartışılmakta… Sonra Baraka’nın ‘Ankara elini yakamızdan çek’e sıra geldi, sonra KTÖS’ün ‘Ankara ne paranı ne memurunu istemiyoruz’… Barikat’ın defol yazan pankartları toplatılmaya çalışıldı… KTAMS binası kuşatma altına alındı, birkaç dakikada mahkeme kararı yaratıldı ve pankart için KTAMS binası basıldı, insanlar gözaltına alındı… Sonra sendikaların balkonlarındaki pankartlar, onlara haber vermeden, merdivenler getirtilerek toplatıldı…
Bazı siyasi partiler ve sendikalar yorumlar yazdılar, ‘filan pankartlar yüzünden toplumsal muhalefet hareketi büyüyemedi’ diye… Yani bütün suç düşüncenin bir şekilde ifade edilmesinde bulundu, düşünce suçu kanıksatıldı, maalesef birçok kişinin umurunda olmadı…
YKP hepsine inat Cemil Çiçek için çiçekli karşılama hazırladı, çiçekli çarşaftan yaptığı pankartı ile sokağa indi, anomalilere dikkat çekti. Polis dayanamadı, eylem günü yolu kesti, eylemcileri kuşattı, evirdi, çevirdi suç aradı ama bulamadı, çünkü üstünde hiçbir şey yazmıyordu. Evirip çevrilme rezaletini yaşadık polisin! Bu, polis devleti olma haliydi ama alıştırılanlar olarak birçoklarının umurunda olmadı, ‘polis dediğin toplar da, döver de’ oldu, genel kamuoyu kanısı…
Bazı örgütler bu süreçte amaçlar ile araçları karıştırdı, pankart taşıma bir anda amaca döndü, bu defa ters yönde sorunlar yaşandı, tartışmaların doğru zeminde büyümesi olanağı olmadı. Girilen kısır döngüden geçen aylarda meclis önünde yapılan eylemde çıktık. Pankartlar getirilmemiş, alan tamamen çokbilmiş bazı sendikalara bırakılmıştı. Ogün kimse ‘suçlu’ pankartları getirmemiş, mazeret üretenlere buyurun denmişti ama eylem bittiğinde herkesin sözü ‘eee?!’ (!) olmuştu. Bu soruydu aslında, ayni zamanda öfke…
2011, düşünce özgürlüğü ihlalleri kadar gösteri ve yürüyüş hakkının da alabildiğine budandığı bir yıl oldu. Eskiden istisnai olan polisin ‘yol kapama kontr-eylemi’ 2011 içinde olağanlaştı. Artık 3 kişi ile de 100 kişi ile de 1000 kişi ile de eylem yapmaya çalışırsan, eylem alanına senden en az 3-4 kat fazla polis yığılmakta, canları çektikleri alanlar için barikatlar oluşturulmakta, hatta canları çektiğinde kitlenin içine dalıp tekme tokat insanları yumruklayabilmekteler…
Polisin uyguladığı psikolojik şiddet ise artık çok sürekli hal aldı… Birkaç yüz kişinin yapacağı barışçı eylemler için kalkanlı, coplu polisleri yığmak, yürüyüş yapan kitlenin etrafına etten polis duvarı örmek de kanıksandı… Sivil giyimli, goril hareketli polis olduğuna bin şahit istenenler de her eylemin müdavimi oldu. Görevleri zaman zaman kitleye su şişesi kimi zaman laf atıp provoke etmek, bir de kitle içine tekme tokat girip pankart ve eylemci toplamak… Bunu yaparken de ‘yerinde yargısız infaz’ mutlak uygulanmakta…
Dışarıdan bakan için eyleme katılmak artık tehlikeli oldu, suç oldu. Bazı medya kuruluşları eylemlere yönelik çifte saldırı düzenlemeyi gelenekselleştir. Öncesinde, olmayan bilgilerle, dedikodularla eylemi kriminalize ediyorlar, sonrasında ise ‘şu kadarcık kişi katıldı’ diye eylemin en az olduğu yerden fotoğraflar yayınlayıp, eylemi kırmaya, gelecek eylemlerin umudu yok etmeye çalışıyorlar…
Herşeye rağmen, 2011’de umut hala ayakta olmaya devam etti…
Ayşe’ye 14 Ağustos’ta bir kez daha Bandista ile tatilin bittiğini şarkı dilinde söyledik. Onlarca örgütün bir araya gelip organize ettiği eylemli eğlence ya da eğlenceli eyleme katılım da, coşku da, heyecan da her sene artmakta… Ve bir önceki konser hali hep bir sonrakini doğurmakta…
YKP 2011’de de sokaktaydı, Lefkoşa’da, Maraş’ta askeri tellere dayandık gene, sokakta umudun adını haykırdık. Kendimizi yeniledik, yenilenmeye devam ettik, özerk örgütlerimize yenisi katıldı. YKP Gençlik kendi özelinde çalışan, kendine özgü çalışması ile 1998’den beri örgüt yaşamı içindeydi, benzer çalışma şekli ile YKPfem de aileye katıldı. Her yeni doğum hep yeni bir umudun adı olur, oldular da…
Yani 2011 yenilenen gündemlerin ve yasakların, umudun ve mücadelenin yılı olmaya devam etti…
2012?
2012 daha zor olacağı kesin. Mücadele hattının keskinleşeceği de belli oluyor.
YKP içinse, 2012 Kurultay yılı, yine sokağı yalnız bırakmama yılı, mücadelenin ve umudun adının sokakta her dilde söylendiği bir yıl olacak…
O zaman yeni gelen yıla merhaba deme zamandır!